2 Mart 2011 Çarşamba

yirmi geri-yirmi ileri

"Esme deli rüzgar,başım dönüyor. suskun bu martılar,içim sıkılıyor.
deli rüzgar dur bir kadeh şarap içelim,öyle git."
öyle ki; o günün ardından 16 gün sonrası bir dehşetin günü. mutluluk içinde 16 gün sonrasının hesabı, gelip içinin bir köşesine çoktan oturmuş olması.
çokluk acısımıdır bu.. yaşarken tekti oysaki.
Çevremizdeki acıların hepsini bizim de çekmemiz gerekiyor.hepimizin ortak bir vücudu yok;ama ortak bir büyüme yolumuz var ve bu bizi acıların içinden götürür.bir bebeğin gelişirken yaşamın bütün evrelerinden geçip yaşlanarak ölmesi gibi biz de yaşadığımız dünyanın bütün acılarından geçerek gelişiriz. bu konuda adalete yer yoktur! her 16'da adalet olmayacağı gibi. acılardan korkmaya ya da acıları bir üstünlük olarak tanımlamaya da yer yoktur. insanoğlu o arada ki çizgide yaşadığı çelişkiyle kalakalır.

Susamışız
..

ufacık yirmi yıla,koskacaman yirmi yıla.
eğer bir cevap verilmek istenseydi;
-geriye!
yirminin gerisine..

" yanılmasın öyle dalga geçen yabancılar.
Ahh eğleniyor kendi başına.."

12 Aralık 2010 Pazar

Unutmanın suları.



Sanırım bir tesadüften bahsetmek istiyorum. nasıldı yani.. nasıl bakıldı o an. hatırlayamıyorum. Kim istedi bunu.? başka bir kıvrımı kavramışken.. ne fark eder ki kimin istediği.. sanki bütün buzullar erimiş kafama dökülüyordu,bu yetmedi gözlerimi çekmeme. Beynim gözlerime hakim olamadı o an. Yüzündeki kahkaha,mutluluk ; silinmeyen en büyük kare.
5 saniye. toptam 5 saniye. kan hızla çekildi, hissettim. Bilinç yarılmanın girdabına girdim o an. kaçışını önceden planlamış gibi hızlı adımlarla yürüyen o kaldı birde adımlarda. bu kadar korkunçmuydum?
Hedefi,deney çağrılarının ve kötü son deneyiminin sonuçlarını,olabildiğince zengin ve tam olarak ortaya koymaktı
Dolayısıyla,artık her şeyden önce kaçınılması gereken,değerlerinin sınanması,şeçilmesi,eleştirilmesidir. eleştirememiştim bile o an..
bunlara karşı çifte bir duvar ördüm: yavaş yavaş ve sınaya, yanıla, aranıp bulunmadığı,tersine,tanrısal bir kaynaktan,bütün,tarifsiz olarak bir mucize bekleme duvarı.. gerçekleşmedi. kaçışı çok kısa ve hemen oldu çünkü.
Ey ruhum! anlıyorum hüznünün gülümseyişini. aşırı acın, şimdi kendiliğinden uzatıyor özlem dolu nefretini..
her ağlayış bir yakınma değil midir?ve her ağlayış bir suçlama?
Ey ruhum! derdini dökmektensen o an koca kalabalığın içinde kaçışını izlerken gülümsemeyi yeğledin..
Ey ruhum! giden gitti,tek başına da değildi. şimdi her şeyimi,elimde son kalanı da verdim sana ve ellerim boşaldı. senden istedim ya şarkı söylemeni, bak, buydu elimde son kalan!
Yoruldun mu şimdi? sanırım herkes yoruldu,dahada çok yorulacağız. yol, sonu olan şeydir. son'lu şeylere inanalı dünya dahada mükemmelleşti.
Susuyorum,sadece susuyorum,yakınımız da göremediğimiz ve hep uzaklarda aradığımız hayatın mucizelerini düşünerek susuyorum. Ve gün ışığının aydınlattığı odamda kendimi iyi hissediyorum.O bilge gülümseme gelip yüzümü okşuyor. Bir an,çok kısa bir an bağışlıyorum kendimi ve fark ediyorum bende bile, bir öteki ben olduğunu..
Oysa ki o, tesadüfümüzün yaşandığı tam o dakikalardan sonra,kaçtıktan sonra,şaşkın,korkmuş, 5 saniye önceki mutluluğunu gördüğümü hatırladığı an ; Unutmanın suları arasında, boğularak sürüklenip gitti benim için...
-23/12-

27 Kasım 2010 Cumartesi

Eylülonüç2010


Bu bir ilk.ilk yazı.ilk çizgi.ilk sen. çok geç oysaki.Sen hikayenin sonundasın,bende en başında kaybolmuş durumdayım.
yazarlarımız çok farklı.baskılarımız,mürekkeplerimiz bambaşka.
Ama iki hikayeninde son cümlesi daha belli değil.ikisininde son cümlesi daha yazılmamış... Tek ortak yanlızlığımız,tek ortak eksikliğimiz sanırım bu,en önemlisi..
Sayfalarını karıştıramıyorum..açılacak bir kapağımız bile yok.Sonumuzun daha yazılmamış olması tesadüfü birleştirdi bizi,bakıştırdı,hissettirdi.
velakin korkuyoruz. senin bakışların,benim kalbim titrek .. ve kaygılı.
hala kaybettiklerimizi mi arıyoruz? sonumuz olmadan neyi bulacağız ki..
sen,bütün satırlarımda iz sürdün oysaki.
Ve,gördüm ben senin bütün yaralı,mutlu,ağlamaklı,gülümseyen,isyan eden... sayfalarını. tam aynı sayfada ellerimiz buluştu.
parklarının arasında sarılan kağıt,aralarından dökülen tütünler, bir kaç dakika titreyen bakışların arasında; inanç hiç yoktu. hiç düşünmemişti bu aklım ilk kez baktığında bu kadar yanlızlaşacağımızı.. hiçte yanlız değilmişiz gibiydik oysaki.
Bana dokunan sendeki boşluk olmuştu sanırım.. en realist ve kandırma ruhun karıştığında silip attın bütün hepsini. ve bir yaz akşamındaki bana hissetiren ufak şey toz oldu zihnimde.. her bakışımda sadece şekildeN öteye geçemeyecek.
Sadece gün batımında deniz kokusuyla çay içecektik...
yıllarca, gerçekleşemeyen geçmiş zaman ekinde kullanmak zorunda kalacağım bu cümleyi ben büyürken...

7 Ekim 2010 Perşembe

Ve son.


Şu insanlık ne acayip bir muamma ya rabbi
yoksa,ayrılığın gelip çattığı gün,acıların birbiri üstüne yığıldıkları birgün mü olacak?..
Ne kötü bir cevaptır; "hayır". aşama aşama yukarılara doğru çıkarken bir anda aşağı çakılmak ... en aşağıdayken bile hala bu acılara devam edip bir parmaklık kalan boş yere çakılmayı beklemek. ne acı bir bekleyiş. kalkışı varolan mı? kalkışı yokolan mı? bilmeden.. umutların gidişini izlemek. elinde olmadan. bu kez en çok hatalarla..
Hiç zaman olmaz mı,geri gelmez mi..
o günleri bir daha geri vermeyecek ama yıllar..
bir istasyon gibi o. herkes gelip geçiyor ama bekleyişler aynı yerde hep.. hiç bir zaman sonuç bulmuyor.
evet..bir kayıp kızıydım .. bakıyorum ki hala da kayıp kızıymışım.
ah bahtım! hala bırakmıyor peşimi. küpe çiçeğini seviyorum artık. onun yanlızlığına bakarken şimdi aynı duyguları paylaşıyoruz..
Ne kadar arkalarını dönüp giderlerse gitsinler.. o ilgisizlik insanı alıp bir muallağın ortasına da bıraksa aynı yanlızlıkla bakıyor küpe çiçeği. işte yine aynı duygularımız.. sanırım oda bunun için yaratılmış.
ne sabır ama!
hiç yüzünü güneşe dönmüyor. hep gidenlere bakıyor. ve bir gün geri geldiklerinde, acısı dahada artıyor... artıyor herşey artıyor ve, ısdırap.!

ıstırap artar ,artar ve insan onu taşıyamacak kadar çoğalırsa birden herşeyin o kadar da acı vermediği anlaşılır ..
küpe çiçeğinin yaprağına yazıp yolculuyorum bu notu;
Tüm gidenlere.!

Birden bire boşalan yolların ortasındayım,hedefler hep çok çok kolay olmuştuu.
korkma bebeğim hepsinin sonu ay ay aynı..çok yukarlarda biriymiş bunları yaptı.
birinin eksiği
birinin fazlası ...
ve giden için son kaLbimin titreyişi.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Rüzgara kapılmış gidiyorum ben ...


Mutluluk başa sarınca bütün tütün damarlara geri yükleniyormuş sanırım. bir çarşamba günü, en ortadayım.. aslında 3 ekim 2010 anısına olmalıydı bu. yanlızlığın çuvalı o kadar ağırdı ki günler birbirni kovalarken bir köşede yanlızlığın rüzgarına karışmıştık sadece.. bir doğum günü. mutlu,sevinçli. ama bu bile kursağında kalınca insanın işte böyle kovalıyor garip türlü his'ler..
Daha dün bir derde üzülen insan onu geçmişte bırakmanın arefesinde yeni bir mutluluk gelip oturuyor hayatına,işte bunun da tam orta yerindeyken yeni bir dert olduğunu görüyor. "işe bak!" diyor.. ama bu kadar. devamı gelemiyor çünkü devam yok. çünkü,mutlulupu artık tanımlayamaz hale geliyor.
Çözmüşüm zincirleri..açılmışım denizlere,köpük köpük pupa yelken çekilirken sana doğru.
herşey yeni. herşey güzel.herşey farklı,heyecanlı. ben hiç böyle olmuşmuydum. hazır mıyım? -bilemiyorum..
anladığım birşey var kesin ; korkarım ki sen tam bana göresin.
Rüzgara kapılmış gidiyorum ben..
neolacak bu işin sonu?
ne olacağım ben.?

28 Eylül 2010 Salı

Acerbity


Kararsızlar okulunda yetişip parça ile ize tapan bizler,yanlızca vakaların önem taşıdığı klinik bir zamana aidiz.Bir yazarın sustuklarının,söylemiş olabileceklerinin,dilsiz derinliklerinin üzerine eğiliriz.bir eser bırakırsa,kendini izah ederse,tarafımızdan unutulmayı teminat altına almış olur. eğer biz bir yazar olursak bütün bunları göze aldığımız an neler hissedebileceğimizin toplamına "burukluk" desek az bir risk göze almış oluruz değilmi ..
sanırım ilahi adelette bunu ön görüyor. her zamanki gibi adeletsiz yani.!
ve birini gördüm o ; A.
bir gün burukluğun yazarı olacaksam teminat altına alıp onuda yazacağım. ve diğerlerinide.. onlar bunları hiç bir zaman okumasa yada hissetmesede anlamlı olacak olan .
muhtemelen A gitmek diyor bu yaptığım şeye,aslında adı güzele yürümek. ama bunu görmemesi yada görmemeleri "gitmek" kavramını canlandırıyor.
A; aşağılanmamış biri sanırım.
yani ; aşağılanmayı yaşamamış kişi,kendinin son raddesine gelmenin ne olduğundan habersizdir. sanki Tanrı olmaya niçin tenezzül etmemiş olduğunu kendine sorar sorar ve sorar gibi biri..
hangi çevçevede dönüyorsa yazarı olmamı engelliyor ve "burukluğu" yaşatıyor işte.
ey dostlarım! siz yaşıyor musunuz.. haberdar değilsiniz ki sizede bunu sorayım. siz nerelerdesiniz..
ve A'ya dönüyorum yüzümü.size bile seslenmeden. bir anda görününce ışık sanıyorum işte onu.
onu tanıdıkça aynı saplantıyı sürdürüyorum; hem kaygı hem tebessüm dolu bir şüpheyi muhafaza etmek istiyorum. ve sonunu bulamıyorum.başada dönemiyorum.
sadece kendimi,benliğimi düşünüyorum;
Daha ergenliğe yeni girdiğimde,ufuktaki ölüm beni kendimden geçiriyordu;onun elinden kurtulmak için ya geneleve koşturuyordum yada melekleri zikrediyordum. fakat yaşla birlikte,insan kendi korkularına alışıyor,onlardan kurtulmaya hiç kalkışmıyor. Uçurum'un içinde burjuvalaşıyor. Ve gözyaşı dökmek için mezarlarını kazan Mısırlı keşişleri kıskandığım zamanlar olduydsa da,şimdi kendiminkini kazsam ancak sigara izmaritleriyle doldururdum.

10 Eylül 2010 Cuma

Oysa ben ..


Ağlamaklı bir satır yazıyorum,siliyorum onu.
ikinci bir satır yazıyorum.siliyorum onu da.
çok karanlık bir andı. bu sefer hikaye daha yakın daha taze ama yorucu bir yoldan başlıyordu.görüyordum. denizin yanına doğru çekiliyor otobüs,sahil boyunca geçiyorum yukarı. çıktıkça zor bir rüzgar esiyor. kaldırımlar yukarı doğru çıkarken bastığım için uyarmak ister gibi beni, taşlarını oynatıyor yerinden.
sonra bir anda yumuşatmaya çalışırmış gibi düzlük oluyor rahat bir nefes çekiyorum ardından,derin derin sıkıntılı ama...
dahada rahalatmak adına yokuş aşağı kıvrılıyor bu sefer yol. ama hiç "his" vermiyor ki yolun zorluğunuda akıl unutmasın onuda silip atmasın diye. tenkin di belkide bu. tehlikeli belkide bu...
savaşın tam ortasındayken savaş başlıyor. tamda yolun giriş ağızında. açılıyor garip ama sıcacık bakışlar arasında. bir garip akşamda.
tutku hakim.tutukluluk hakim. varoluş ..
ve; firar!
dönüş kavramı zihni tam da ufak "koku" hisleri arasında terk ediyor sanki edebiyyen gibiymiş gibi.
aslında bunların oluşmasına sebep sert rüzgar, yokuş, iniş veya engebeli yol değildi. sessizce tükenerek yaşanan konuşmalar hiç değildi..
tek bir kez bakıştıran tek bakışı anlatan ; ne kadarda aynı anda yanlız-yapayanlız kaldığımızdı.. kimse anlayamazdı bunu. eğer karşılıklı aynı anda bunun içinde olup bakışmadıysan..
mutsuz..yıkık dökük olduğumuz tek bir ortak anda ..
"hepsini bulmak çokmu zordu gözlerinin limanında" diye bir haykırış istedim..
ey tutkunun kitabı;
hala birinci sayfadayım..
rüyamda boşluğa diyordum şöyle ;
" biliyorum adını artık her satırıma zikrettireceğim.
biliyorum beraber tükeneceğiz.
ve biliyorum başlangıç diye bir şey yoktur"

...ne kadar da zormuş kelimeler.. yazmaya kalkınca.
ne kadar da zormuş ..